Yavuz Sultan Selim Sözleri

Zekası ile ve satrança olan ilgisi ile tanıdığımız Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’e ait birbirinden etkileyici tarihe damga vuran sözlerinden oluşan harika bir sayfa hazırladık.

Tarihe Damga Vuran Yavuz Sultan Selim Sözleri

Mısır’ı aldık, lâkin Sinan Paşa’yı kaybettik!

Cesaretiyle yaşamayan esaretiyle ölür.

Haine cesaret veren merhamet, zulme yakındır.

Devletleri yıkan tüm hatanın altında, nice gururun gafleti yatar.

Âlimlerin bindiği atın ayağından üstümüze sıçrayan çamur, şerefimizdir.

Cesaret insanı zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ise ölüme götürür.

Biz bunca meşakkate alkış uğruna katlanmadık, halis niyetimiz rızayı ilahidir.

Hemen aşağıda Yavuz Sultan Selim’in akıllara durgunluk veren zekasının eseri olan bu şiir düz okunduğunda da, üsten aşağıya okunduğunda da aynı satırı okuyorsunuz.

Yavuz Sultan Selim

Kürd’e fırsay verme Ya’RAB. Dehre sultan olmasın. Ayağını çarık sıksın, gönlü huzur bulmasın.

Ümit eliyle mustafa(s.a.v.)’nin eteğine yapışan herkes güneş gibi ayağını feleğin üstüne başar.

Ümit sabahı mustafa(s.a.v.)’nin güzel yüzüdür. Gayıp sırları o’nun ârif olan gönlünden doğar.

Ben Allah’ın (c.c.) emirlerini yerine getirmek, zulüm görenlere yardım etmek için zırh giydim, kılıç kuşandım.

Ey canım, eğer sana Selimi gibi yüz tane devlet ve saltanat dâhi verilse cihana bağlanıp dosttan uzak olma.

Güneş mustafa(s.a.v.)’nin yüzünün aynasının bir aksidir. Her iki âlem,mustafa(s.a.v.)’nin bir kılına bağlanmıştır.

Ben devletime isyan edenlerle uğraşıyorum. Devletime isyan eden kişi oğlum Süleyman da olsa kellesini alırım.

Gönül ister ki, Afrika’nın kuzeyinden Endülüs’e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerinden tekrar İstanbul’a döneyim!

Yaralı gönlümü, sevgilinin gece renkli zülfünün hayaliyle sardım. Geceleyin merhem bulamayan o yaranın vay haline!

O’nun aşkı ile gönlü mahzun olan her sine ne bahtiyardır! Mustafa (s.a.v.)’nın yoluna kurban edilen can, ne aziz bir candır!

Ey gönül! Başkasından yardım ve dostluk umarak yaşama, düşmandan da korkma! Devlet ve saltanat ancak Allah (c.c.)’ın verdiğidir.

Ümmetlerin cevahir madenlerinden çıkardıkları bütün lâ’l ve inciler Mustafa (s.a.v.)’nın (gazada kırılan) tek inci dişinin diyetidir.

Kendine bir sandık içinde insan pisliği gönderen Şah İsmaile bir kutu güllü lokum göndererek: “Herkes yediğinden ikram eder” der.

Gönlünü ve canını o’nun aşkına veren kimse ne kahramandır! Düşüncesi daima mustafa(s.a.v.) olan kimse ne huzur ve rahat içindedir.

Benim için, o mübarek makamların hizmetçisi olmaktan daha büyük şeref olamaz. Bana Hadimül-haremeyn (Mekke ve Medine’nin Hizmetçisi) diyin.

Her dertli, mihnete tahammül için biraz gönlünde kuvvet buluyorsa bu kuvvet mustafa(s.a.v.)’dan gelir. Onun için her dertli o’na minnettardır.

O Peygamberlerin Padişahıdır. Diğer peygamberler O’nun ordusudur. Yaradılıştan maksat O’dur. Bu kevn-ü mekân O’nun yüzü suyu hürmetine yaratılmış bir tufeyldir.

Kılıcımız parladıkça düşmanın gözü ondan ayrılıp bizi göremez. Ama Allah esirgesin, bir gün paslanır da yaltırıklanmazsa düşman bizi görmek değil, bir de tepeden bakar.

Vükela (vekillerin) ve ümeranın (amirlerin) süslü elbiseler giymesi padişahlarına tâzimden ileri gelir. Biz ALLAH(c.c.)’tan başka kime tâzime mecburuz ki bu külfeti ihtiyâr edelim? Bizim padişahımız ALLAH(c.c.), vücudu saran elbiseye değil, içindeki imâna bakar.(Sade giyinmesinin nedeni sorulduğunda)

Hava kararsın, herkes evlerine dönsün, sokaklar boşalsın, ben ondan sonra İstanbul’a gireyim. Fanilerin alkışları, zafer takları ve iltifâtları bizi nefsimize mağrûr edip yere sermesin!

Yorum yapın